İnsan olmanın getirilerinin farkında olmak ve donanımlarımızın neler olduğunu tam anlamıyla keşfedebilmek , kişisel yolculuğumuzda yapmamız gerekenlerin başında yer almaktadır. Yaratılış itibarı ile birçok özellikleri ile üstün olan insan , sahip olduklarını tam anlamıyla bilebilseydi yaşadığımız dünyaya uyum sağlama ve bu uyumun getirdiği mutluluğu tüm varlığında hissedebilirdi. Mutluluğu iyi huylu bir virüs gibi gittiği her yere götürebilir, karşılaştığı her insana bu mutluluk virüsünü aşılayabilirdi. Bizim amacımız da bize, sevdiklerimize ve çevremizdekilere bu mutluluğu ulaştırmak, kendimizi en iyi şekilde tanımak sureti ile hayata sımsıkı bağlanmak olsa gerek.

Bu yolculuğun ilk kuralı ise ‘ İSTEMEK ‘ ve farkında olmak  …

Bir hedefe ulaşmanın yarısıdır onu gönülden istemek tabi bunu tüm kalbimiz ve aklımızla inanarak istemek kaydıyla ..

Mutlu olmak her insanın istediği bir olgu ama herkes bu amaca ulaşamaz çünkü sahip oldukları ve sahip olduklarını nasıl kullanacağını bilmemeleri yanlış seçimler yapmalarına neden olur ve mutluluk adına atılan her adım onları usul usul mutsuzluğa götürmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de öğrenmeyi bilinçsizce reddedişimizdir. Öğrenmenin önündeki en büyük engel ise hayatımız boyunca zihnimize yerleştirdiğimiz yargılar ve bildiğimizi zannettiklerimizdir. Günümüzde eşi benzeri görülmeyen bir bilgi kirliliği var ve hayatımızın herhangi  bir anında bu kirlilik bizim zihnimizi de kirletmekte. Sahip olduğu donanımın farkında olmayan insan duygusal bir anında etkilendiği bir yanlış fikri zihnine doğru olarak yarleştirmekte ve o fikrin bayraktarı konumuna gelebilmektedir.İnsanın zayıf yönü olan duygusallığı zihnini bu saçma fikirlerle doldurmasını fevkalade desteklemektedir.

Bu nedenledir ki karşılaştığımız fikir ve görüşleri doğru ve yanlış olarak damgalayıp zihnimize yerleştirmeden önce bir mantık ve araştırma süzgecinden geçirmemiz en doğrusu olacaktır.

Zihnimizdeki yanlış ve doğru olmayan fikirlerin  bayraktarlığını yapmamız ise doğruyu bilen bir kişi karşısında gerçekten gülünç duruma düşmemizi sağlamaktan başka bir işe yaramaz. İşin ciddi tarafı ise tam bir trajik komedi olması, düşünsenize daha küçük yaşta zihnimize yerleştirdiğimiz asılsız fikirleri yaşantımız boyunca beleyerek bir bina inşa ediyorsunuz ve hiç beklemediğiniz bir anda o fikrin doğrusuyla karşılaştığınızda binanın temeline koyulan bir dinamit etkisi yaparak zihnimizde bir gökdelenlik boşluk oluşuyor. Bu nedenle öğrenmeye açık olan bir kişi her şeye hazırlıklı olmak durumunda ve hedefimiz olan mutluluğa ulaşmada sıkıntı ve zorluklara telsi olmamalıdır.

Bizim yöntemimiz zihnimizdeki yanlış fikirleri çürütmek yerine doğru fikirlerle yeni binalar inşa ederek kullanım tarihi geçmiş fikir ve düşünceleri rafa kaldırma şeklinde olacaktır. Bunu yapabilmemiz içinde benlik duygularının esiri olmamamız ve öğrendiğimiz her bilgiyi bahsettiğimiz süzgeçlerden geçirdikten sonra zihnimize yerleştirmeliyiz .

Öğrenme süzgeçlerimiz olarak şu faktörleri kullanabiliriz ;

1- Bilgiyi aldığımız yerin güvenirliliğini belirleme

2-Araştırma

3-Farklı kaynakları tarama ve bilgiyi onaylama

4-Bizim ve çevremizdekilerin güvendiği ve inandığı bir bilene danışma

5-Aklımızın onaylaması

6-Kalbimizin onaylaması

Öğrenmenin önündeki engeller ve destekleyen faktörler ;

Öğrenme sürecinde şu an içinde bulunduğumuz zamana kadar getirdiklerimiz bazen bize destek olacak bazen engel olacaklar çünkü öğrenme birikimli bir süreçten oluşmaktadır. Bu noktadan hareketle öğrenmeyi sosyal bir süreç olarak değerlendirebiliriz . Belirli bir eğitim yoluyla öğrenme kapasitesi arttırılabilir, kaliteli öğrenme ile zihin kirliliği engellenebilir. Bu yapılan araştırmalarla saptanmış ve kullanıma sunulmuştur. Bu araştırmaya göre öğrenme farklılıklarının ön öğrenmedeki bilişsel strateji kullanımındaki farklılıklara dayandığı saptanmıştır. (Jones , palinasar , Olgle -1987) Usta öğrenenler bilgiyi usta olmayanlardan daha hızlı işlemektedirler.( Lesgold – 1986 ) Yetişme ile daha iyi öğrenen olunabilir ( Weinstein ve Mayer – 1986 )

Bizler yaşadığımız sorunları daha önce kazandığımız ve öğrendiğimiz bilgi ve tecrübeler vasıtası ile çözüme ulaştırmaktayız. Bu fikirden hareketle çözüme ulaştıramadığımız sorunlarımızın yeterli bilgi birikimi olmaması ve doğru bilgilerle zihnimizi doldurmamamızdan kaynaklanmaktadır.

Eğer sorunlu bir hayatımız varsa hızlı ve etkili bir şekilde öğrenme sürecine geçmek durumundayız .

Öğrenme süreçlerini değerlendiren Vygostley ( 1978) ‘e göre kişinin yalnız başına öğrenemediği ancak bilen birisinin yardımıyla öğrendiği bir nokta vardır. İşte bu noktadan hareketle öğrenme süzgecimizde de yer alan  bilen  konumuna yerleştirdiğimiz kişi öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Bu sayede takıldığımız noktalarda bu kişiden yardım alarak öğrenimi hızlandırabiliriz.

SEZGİLERİMİZ ;

Doğru öğrenme ve hayatımızı bu şekilde yönlendirme sezgilerimizi daha etkili şekilde kullanmamızı sağlayacaktır. Öğrenmeyi bilmeyen bir kişi yaşamı boyunca bilinçaltını yanlış bilgilerle doldurup bütün hayatı boyunca mutsuz olmasının nedenini aramak durumunda kalacaktır. Sezgilerimiz biz farkında bile olmadan hayatımızı etkilemekte, varlığımızı sürdürmek ve korumak için gerekli davranışları sergilememiz ve kararlar almamız için bizi yönlendirmektedir.

Bilinçaltınız sizi etkiliyor …

Evet. Sezgileriniz aracılığıyla.

Karşılaştığınız bir sorunun çözümü için bilinçaltınızdan rehberlik veya yardım istediğinizde bir dürtü, bir ilham veya önsezi hisseder ve çözüme yönelik davranışlar sergilemeye başlarsınız. Kimi zaman içinizden bir kitap okumak veya biri ile konuşmak geçer, cevapları buralarda bulursunuz.

Bilinçaltından, değişik insanlar farklı yöntemlerle mesaj alırlar. Kimi his, kimi görsel, kimi duyum formundadır.
Bilinçaltınızdan mesaj almanın yolu şudur; Etrafınızda olup bitenlere duyarlı olun ve kendinize, hislerinize ve içinizin sesine güvenin.

Şu anda sezginin çok özel veya ruhsal olduğunu düşünebilirsiniz. Aslında öyle değildir. Harvard Business Scholl dan Prof. Dr. Isenberg, karar verme teknikleri üzerine 2 yıllık bir çalışmada,üst kademe yöneticilerinin %80 inin karmaşık ve insanlarla ilgili kararlarında sezgilerini kullanmayı tercih ettiklerini keşfetti. Başarılı iş adamlarına nasıl karar aldıklarını sorun. Çoğu içgüdülerini söylemişlerdir.

Evet, eğer sorunlu bir hayatımız varsa, mutsuz bir yaşam sürdürüyorsak bunların nedeni geçmişimizden getirdiklerimiz ve bir şeyleri yanlış yere koymamızdan kaynaklandığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu nedenle öğrenmenin ve bütün yeniliklerin önündeki en büyük engel olan ‘’değişime karşı direnme ‘’ tabusuna kapılmadan hayatımızı bir düzene koymak adına kendimiz için cesur adımlar atmamız gerektiğini unutmamalıyız. Önyargılı insanlar kendilerini öğrenmeye kapatır ve içinde bulundukları mutsuzluğa mahkum olurlar. Bunlar aşılması olanaksız engeller değildir, önemli olan niyet ve sorunları aşmak istemektir. Öyleyse eğer önyargılı değilsek, öğrenmememiz için hiçbir engel yoktur. Yeter ki yenilenmeyi isteyelim ve korkmayalım.