Bir yolculuk olarak adlandırdığım ‘hayat’ ve bu süreçte doğduğumuz günden itibaren sevgiyle beslenen insanlık. Bir annenin çocuğuna olan aşkı yeryüzünde bizi saran en şefkatli koldur ve hayat yolculuğu da kendimizi tanımaya başladığımız anda bu eşsiz sevgiyi aramakla değer kazanır. Aşkın tanımı ve tarifi bir annenin kalbine gizlenmiştir. O küçücük yürekte bir okyanus mürekkebi tüketmekle bile anlatılamayacak bir sevgi destanı yatar ..

Yeryüzünde aşk ve sevgi adına söylenmiş her söz bu destanın kişiye tecelli etmiş bir parçacığından ibarettir. İnsan aklıyla tarif edilemeyecek bir şeyi masumane bir duyguyla tarif etme çabasıdır aşk adına söylenmeye çalışılanlar. Yaratanın kula olan sevgisinin ve rahmetinin yansımasıdır bir annenin çocuğuna olan şefkatli sevgisi…

Nasıl tatmin edebilir ki insan kendini ! Dünyaya geldiğinde sevginin ve aşkın en yücesiyle karşılaştıktan sonra sahte sevdalar dünyasında yüreğini doldurabilecek kadar büyük bir aşkı nasıl bulabilir ki …

Öyle bir sevginin çocuğu ki tek bir kılına gelebilecek zarar için gözünü kırpmadan canını verebilecek bir yüreğin koynunda büyüyen insan, burnu kanasa yüreği parçalanan bir varlığın yanında olduğunu hissederek yetişen bir insan …Her ne yaparsa yapsın onu karşılıksız ve beklentisiz seven bir kalbi yüreğinin en derininde hisseden bir insan … Melekleri kıskandıran bir sevgi suyu ile beslenmiş bir yürek nasıl razı olabilir ki daha azına …

İşte bu yüzdendir ki bulamayacağı korkusuyla bilinçaltının derinliklerine yerleştirdiği bu sevgiyi, karşı cins üzerine diktiği sahte sevgi kıyafetini, üzerine yakıştıramaz . Her zaman karşısındakinden bekler yapılması gerekenlerin yapılmasını. Hep bir arayış içindedir. Elinde bir ayakkabı ona uyan ayağı arar durur. Bilmez ki bu masallarda olur sadece .Tek çözümü ‘’SEN’’ olan bir bulmacayı ‘’O’’nda aramak sana çözüm buldurmaz ki .. Ona baktığında Sen’i göremezsen arayışın son bulmaz ki …

Önce kendin giyeceksin o kıyafeti , sevilecek insan olmazsan eğer kimseden sevgi bekleyemezsin ki…Sen kendini bulmadan yüreğindeki boşluğu dolduracak bir başkasını bulamazsın ki ….

Öbür yarın için inşa ettiğin sevgiyi nelere dayandırdığını düşündün mü hiç? Yakışıklı/güzel olsun , parası/işi olsun, komik olsun, zeki olsun, arabası olsun, güzel giyinsin, romantik olsun, güçlü olsun, sarışın/esmer olsun …Kalıcı olmayan bunca şey üzerine bina edilen bir sevginin en ufak bir depremde yıkılması gayet normal değil mi sence ? O zaman ne aradığını bilmeden bulduğun şeyin sana ne getirmesini bekleyebilirsin ki …

”Güzel bir göze, iyi bir kadın kalbe hoş görünür. Birincisi pırlanta gibi ama geçici, ikincisi mutluluk kadar gerçekçidir.’’ Dostoyevski

Geçici şeyler üzerine bina ettiğin sevgide, her an kaybetme korkusu varken mutluluğu yakalayabilir misin ki ? Bunları hiç düşünmüyor musun ?

His mantığın tahtında ahkam kestikçe düşüncen fakirlikten kurtulamaz ki …O zaman ‘’Hayat’’ yolculuğunu kapalı kutu bir trenle yapan ; öküzlerin bakmasından şikayet etmeyecek ….

Karşılıksız aşk, karşılıksız verenden gelir sadece onu ‘Kul’a inşa etmeyeceksin …

“Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah’a yaklaşır; Çünkü ”O” sevgiyi yaratandır…” Lev Nikolayeviç Tolstoy

Bu yolculukta aradığın şey senin yüreğinde gizli, sana en yakın olanı Kaf Dağında arama , hayatın gayesini bilmiyorsan, hayat muammasını hissedemezsin, insan olma farkındalığını gösteremezsin . Bu sebepledir ki pek çok kimse sarhoşça kendini içine saldığı hayatın gerçek manasını arama yolculuğunda başarıya ulaşamaz. Mutluluk yolunda başarıya ulaşabilmek için ilk önce iç dünyamızı keşfetmeli, aşkı ilk öğrendiğimiz şekliyle benliğimize yedirmeliyiz. Bunu yapabildiğimiz takdirde, kendimizi daha farklı duyacak, daha muntazam görecek, daha derinden hissedecek ve yaratıcımız tarafından yüreğimize yerleştirilen sevgi okyanusuna ulaşarak benliğimize fısıldayan bu aşkın bizimle iletişime geçtiğine şahit olabileceğiz….

Sen onu sevmiyorsun diye annenin seni sevmeyeceğini düşünebiliyor musun? Sen uzaktasın diye seni düşünmediğini hissettin mi hiç …

Ey Gönül!! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak “dile” düşen mi.. anlatılmayıp “yürek” deşen mi? Mevlana Celaledin-i Rumi

Mutlu olmak istiyorsan karşılıksız seveceksin, onun için değil kendin için seveceksin. Gerçek mutluluğun peşindeysen eğer harici tatminlere bağlı gelen, her an kaybetme korkusunu beraberinde taşıyan bir saadet değil hiçbir koşula bağlı olmayan bizimle kalabilecek ve bizi ölümsüzleştirebilecek bir sevdaya teslim etmelisin kendini. Onu da bulabileceğin tek yer kendinsin .

‘’Neredesin Aşk ? ’’ derken kendime seslendiğimi anladığımda üzerime aldığım sorumluluğun farkına vardım . Yüreğimde hissettiğim ve aklımla onayladığım bu fikir tüm benliğimi kapladı. Kocaman bir soru işareti oluştu zihnimde ben bu sevgiyi hak edecek birisini arıyordum. Kirletilmiş bir zihnin eski alışkanlıkların görünmez kalın zincirlerinden kurtulabilmenin yollarını arıyorum şimdi …

Bunu aramak bile bu kadar özgürleştiriyorsa beni ve bu denli huzur kaplıyorsa benliğimi O’nu bulduğumda neler olacağını tahmin bile edemiyorum . Binlerce mutsuz ilişki, biten evlilikler, kavgalar, nefsi arzular için çok ucuza sarf edilen sevgi sözcükleri arasında yetişen bir birey olarak farkındalık ışığı altında aydınlanan hislerime tercüman olabilecek ‘aşk’ı arıyorum Dünyaya geldiğim anda tanıştığım o sıcacık duygunun benimle birlikte olduğuna inanıyorum . Ne aradığını bilmeyen insanların kirlettiği ‘’sevgi’’ ve ‘’aşk’’ kavramlarının içini doldurabilecek bir yürek arıyorum ….