Aileye yeni bir üyenin geleceğinin öğrenilmesi ile birlikte anne-babaların en büyük kaygılarından biri de kardeş kıskançlığının yaşanıp yaşanmayacağıdır. Kıskançlık duygusu belki de ilk kez aile içerisinde ve özellikle kardeşin gelmesi ile hissedilebilmektedir.  Kıskançlık doğal bir duygu olmasına rağmen ne boyutlarda yaşandığı önemlidir. Bu duygunun şiddeti çoğunlukla çocuklarınız arasında bulunan yaş farkına göre değişebilmektedir. Çocuklarınız arasında yaş farkı azaldıkça kıskançlık derecesi o denli artış gösterebilmektedir. Çünkü yaş farkı azaldıkça her çocuğun anne babaya duyduğu ihtiyaç artmaktadır.

Aileye yeni bir üyenin yani kardeşin gelmesi, o ana kadar sadece çocuğunuza yöneltmiş olduğunuz ilginin yeni doğan kardeşe de yöneltilmesi ve ona ayrılan zamanın azalması, çocuğun bebeğe karşı görünen bir kızgınlık beslemesine neden olabilmektedir. Fakat bebeğe karşı gösterilen bu kızgınlık duygusu aslında anne babaya olan kızgınlık duygusuyla eş değerdir. Bundan dolayı çocuklar kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlayabilirler.

Bunun yanı sıra sizin, akrabalarınızın ya da çevrenizdeki kişilerinde yeni bebeğe ya da diğer kardeşe olan ilgisi ve kıyaslamaları da kardeş kıskançlığına neden olabilmektedir. Örneğin, kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi olmadığını sormak ya da ablaya kardeşinin yakında kardeşinin onun boyunu yakalayacağını söylemek kardeş kıskançlığını tetikleyebilmektedir.

Kardeşler arası bir kıskançlık yaşanıyorsa bunun belirtilerini çocuklarınızda görmek mümkündür.

  • Bu dönemde çocuklarımız karmaşık duygular hissedebilirler. Kendine acıma, üzüntü, küçük düşme korkusu, can sıkıntısı, öfke, nefret ve intikam alma duygularının yanı sıra sevgi, koruma ve yakınlık hissetme isteği gibi karışık duygular görülebilir fakat öfke, kendine acıma ve üzüntü gibi duyguları çocuklarınızda daha sık görmek mümkündür.

  • Çocuğunuz yeni bir kardeşin eve gelmesiyle o güne kadar sadece kendisi ilgi ve sevgi odağıyken kendini bir anda ikinci plana atılmış hissedebilir. Anne ve babasının sevgisini paylaşmak durumunda olduğunun farkına varır ve bu yüzden anneden ve babadan uzaklaşmaya başlayabilir, içine kapanabilir.

  • Ortada bir neden yokken çeşitli bahaneler ile ilgiyi üzerlerinde yoğunlaştırmaya çalışabilirler.

  • Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla gelişim evrelerinde gerilemeler görülebilir.

  • Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olabilirler. Huzursuz bir görünümleri olabilir, sakinleşmekte zorlanabilirler ve kimi zaman çevrenizdeki kişilere de sinirli davranabilirler. Bunun yanı sıra, çevrelerindeki eşyalara yönelik saldırgan davranışlar da yöneltebilirler.

  • Çocuklar evden ayrılmayı reddetme ile birlikte ( örneğin, okula gitmek istememe gibi) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtileri ve huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtilerini de gösterebilirler.

  • Kıskançlık duygusu ve anne tarafından bir daha eskisi gibi sevilmeyeceğini düşünme anne daha hamileyken başlayabilir. Son aylarda, annenin yorgun, isteksiz ve bebeğin hazırlığıyla ilgilenmesi çocuğunuzun sizden özellikle anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.

  • Bazı çocuklar kıskançlıklarını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterebilir, “ondan nefret ediyorum” gibi ifadeler kullanabilir ama bazı çocuklar da anne baba sevgisini kaybetmemek ve tepki görmemek için bu duygularını bastırarak kardeşlerine aşırı sevgi gösterebilir.

  • Ayrıca anne babaya sık sık yöneltilen “beni seviyor musunuz?” sorusu ve sevginizden bir türlü emin olamama kıskançlık belirtisi olarak gösterilebilir.

Peki kardeş kıskançlığını ortadan kaldırmak mümkün mü?

Kardeş kıskançlığını tamamen ortadan kaldırmak mümkün olamamaktadır fakat bu dönemi en az sıkıntıyla atlatmak mümkündür.

Kardeş kıskançlığını nasıl en aza indirgeyebiliriz?

  • Çocuklarımızın kıskançlık duygularını en aza indirmek için bebeğimiz doğmadan önce aileye yeni birinin katılacağını anlatmalı (ancak bu konuşma annenin fiziksel görüntüsünde değişiklikler olduktan sonra yapılmalıdır) ve evdeki ortamın değişebileceğini ve her zamankinden daha farklı ve hareketli olacağını çok basit bir dille, çocuğunuzun anlayacağı bir şekilde anlatmanız çocuğunuzun daha rahat anlamasına yardımcı olacaktır. Annenin bu dönemlerde yorgun olabileceğini, bebekle zaman geçirmek zorunda olacağını çünkü onun ihtiyaçlarının farklı olduğunu da belirtmek gerekir. Bunları söylerken bütün bu yaşanacak olanların o doğduğu zamanda da yaşandığını ve zamanla her şeyin aynı düzene geri döneceğini eklemek uygun olacaktır. Bu konuşma ile birlikte çocuğunuz aileye yeni bir üyenin katılmasına psikolojik olarak daha hazırlıklı olacaktır. Tabii bu konuşmalar çocuğun gelişimine ve yaşına uygun, onu gereğinden fazla kaygıya sürüklemeyecek sözler seçilerek yapılmalıdır.

  • Bunun yanı sıra, siz ne kadar rahat olursanız çocuğunuz da o kadar rahat olacaktır. Büyük çocuğunuzun diğer çocuğunuza nasıl tepki göstereceği konusunda gergin olursanız, çocuğunuz da o denli gergin olacaktır. Aynı zamanda çocuğunuza somutlaştıramayacağı sözler söylemek onun için anlamsız olacaktır. “Kardeşin doğunca seni de bebek kadar seveceğiz” gibi sözler onu sakinleştirmek yerine kardeşiyle rekabete girmesine neden olacaktır. Ayrıca, bu mesajlarınızı sözel olarak belirttiğiniz de mutlaka bunu somut davranışlarla destekleyiniz. Örneğin çocuğunuza “Biz seni seviyoruz” dediğinizde bu sözler onun için havada asılı kalabilmektedir ama sevdiğinizi sarılarak, öperek somutlaştırırsanız çocuğunuz sizin sözlerinizi daha rahat anlayacaktır.

  • Hamilelik dönemi sırasında babası ya da bir başka yakını (anneanne ya da babaanne) çocuğunuzun bakımıyla ilgilenmeye başlamalıdır. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle ilgilenirken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmeyecektir. Ayrıca, anne baba arasında işbirliği yapılması bu dönemlerde çok önemlidir. Anne bebekle ilgilenirken babanın diğer çocuğunuzla ilgilenmesi çocuğunuzda kendisiyle de ilgilenildiği hissini oluşturacaktır.

  • Değinilmesi gereken bir diğer konu ise bebeğinizin doğmasıyla çocuğunuzun okula gitmek istememe durumudur. Bu gibi durumlarda çocuğunuzu kreşten ya da okuldan almak çok doğru bir karar olmayabilir. Bu dönemde çocuğunuzu okuldan bir süreliğine almak aslında yeni kardeşle başlayan kriz dönemini daha sancılı geçirmenize neden olabilir. Çocuklarınız okula gelerek sizin bebekle geçirdiğiniz zaman diliminin sadece bir kısmını görecektir. Bu şekilde çocuğunuz kıskançlık duygusunu daha az yaşayacaktır ve çocuğunuz evde olduğu süre içerisinde onunla daha kaliteli vakit geçirme şansını yakalayabileceksiniz.

  • Aynı zamanda, eğer bu dönem içerisinde çocuğunuzu okula başlatmayı düşünüyorsanız (3-6 yaş aralığındaki çocuklar için) bebeğinizin doğmasına yakın ya da bebeğiniz doğduktan sonra çocuğunuzu okula başlatmak çok doğru bir karar olmayacaktır. Ailenize yeni üyenin katılmasından en az 2-3 ay önce çocuğunuzu okula başlatmak daha doğrudur. Böylece çocukların kreşe adaptasyon dönemi çok daha rahat olacak ve onun için kreşe adapte olduktan sonra farklı bir yeniliği kabul etmek daha kolay olacaktır. Bebeğiniz doğduktan sonra çocuğunuz artık kreşe alışmış olacağı için bu süreci çok daha kolay atlatabileceğini söylemek mümkündür. Eğer bu belirtilen dönemlerde çocuğunuz okula başlayamamışsa bizim tavsiyemiz çocuğunuzun belli bir süre (yaklaşık 5-6 ay) bu süreci sizinle beraber yaşamasıdır çünkü bebeğiniz doğduktan sonra çocuğunuzu okula başlatmak onda evden atılmış, uzaklaştırılmış hissini uyandıracaktır.