Mahremiyet Eğitimi

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet olayları ve bu olayların medya tarafından gündeme getirilmesi birçoğumuzu tedirgin etmektedir.

Peki anne, baba ve çocukların etrafındaki yetişkinler olarak bizler onların bu durumlardan nasıl korunmasını sağlayabiliriz?

Çocuklar genellikle sözel ifadelerden ziyade davranışsal modellemelerden daha büyük anlamlar çıkarabilmektedirler. Bu nedenle de çocuklara “Yabancı biri gelip sana bir şey vermek isterse…”, “Biz yanında olmadan seni bir yere götürmek isterse…” gibi başlayan cümleler çocuklar için hem havada asılı kalacak hem de onları kaygıya ve korkuya sürükleyebilecektir. Korku dolu nasihatler çocukların sosyal gelişimlerini, özgüven duygularını zedelerken ve çocuğun içe kapanma, sosyal çevrelerden korkma ve kopma durumlarını yaşanmasına neden olabilmektedir.  Bundan dolayı da çocuklara kendilerini koruyabilmeleri için yapabileceklerimiz sadece nasihat vermek olmamalıdır.

Bu nedenle çocuklara bu konular hakkında temel öğretilerden yola çıkmalıyız. İşte burada, MAHREMİYET EĞİTİMİ’nden söz edebiliriz. Mahremiyet eğitimi kişiye özel bir eğitimdir ve en önemli parçası ise TEMEL DAVRANIŞ REFLEKSİ’dir. Temel davranış refleksini utanma hissi olarak yorumlayanlar olsa da bu refleks daha çok bir kişinin kendine yönelen bir tehlikeden ani bir refleks ile kendisini koruyabilmesini düşündürmektedir. Kendimize yönelik anormal davranışın ne olduğunu bilmesek bile, bu refleks sayesinde rahatsızlık duyarız ve o ortamdan uzaklaşmak isteriz. Bu refleksi nasıl mı kaybediyoruz? Çocuklar sosyal ortamlara daha kolay uyum sağlayabilsinler diye biz yetişkinlerin onlara verdiğimiz tepkilerin bunda etkili olduğu söylenebilir. “Neden hemen tepki gösteriyorsun?”, “Hoşuna gitmeyen şeylere hemen hayır deme.”, “Ne var sanki seni sadece seviyor?”, “Bırak amca seni öpsün”, “Pek yabanisin” gibi cümleleri ailelerin ağzından duymak mümkün. Peki, çocuklar neden hoşlanmadıkları bir şeye sahte bir onay davranışı göstermeli ki? Çocukların sosyal uyumlarının güçlü olması adına(!) söylenenler ve davranışlar çocuğun zaman içerisinde Temel Davranış Refleksinin azalmasına neden olabilecekken, aynı zamanda çocukların bu gibi durumlardan rahatsız olmasını engelleyecektir. Bundan dolayı da çocukların huzursuzluk ve rahatsızlık duyduğu konularda onları anlayışla karşılamamız gerektiğini düşünmekteyim.

Temel Davranış Refleksini çocuklara nasıl kazandırmalı ya da nasıl desteklemeliyiz?

Bedenim bana ait bilinci! Çocuklar, 3-4 yaş itibariyle kendilerinin bir birey olduklarını ve kendi bedenini fark etmeye başlar. Bu yaş itibari ile bizler de çocuğun bedeni ile ilgili kararları ona da sormalı ve kendi bedeninin özel olduğunu fark ettirmeliyiz. Örneğin, “terlediğinde çocuğa sorulmadan atletini değiştirme davranışı” çocuğunuza kendi bedenine hâkim olmadığını, bedeni hakkındaki kararları sizlerin ya da başkalarının alabileceğini düşündürtebilmektedir. “Terlemişsin değiştireyim istersen” cümlesi çocuğun bedeninin ona ait olduğunu hissettirecek ve kendi bedenine kendi izni olmadan yapılan müdahaleleri daha rahat hissedebilecektir.

İzin verirsem dokunabilirsin bilinci! Çocuğun sadece bedeninin kendine ait olduğunu değil aynı zamanda kendi bedenine hâkim olduğunu bilmesi de önemlidir. Vücuduna dokunulmasını istemediği takdirde ısrarcı davranılmamalıdır. Bu, çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini geliştirmesini sağlayacaktır.

Dokunulmaması gereken bölgelerim var refleksi! Özellikle küçük yaştaki çocukları severken cinsel organlarına dokunarak, öperek, vurarak sevgi gösterisinde bulunmamız sıkça rastladığımız bir durumdur. İşte bu durum, çocuğun özel bölgelerinin var olduğunu fark etmemesine ve bunun başkaları tarafından da yapıldığında normal karşılamasına neden olabilmektedir.

Tüm bu bahsettiğimiz durumlar aslında bizlerin de sahip olduğumuz KİŞİSEL SINIRLARIMIZ ile ilgilidir. Nasıl bizler bu kişisel sınırlarımıza önem veriyorsak, çocukların da küçük yaştan itibaren bu kişisel sınırları yaşlarına eş değer olarak yaratmaları gerekir. Fakat bu durum doğuştan gelen bir durum olmadığı için biz yetişkinlerin onlara model olması oldukça önemlidir. Bunların yanı sıra çocuklarımıza Temel Davranış Refleksini kazandırmak adına uygulayabilecek birçok şeyden bahsetmek mümkün;

Çocuklar kaç yaşında olursa olsun her ortamda üzeri değiştirilmemelidir. Özel bir yere gidilip üzerinin değiştirilmesi çocuğa örtük bir mesaj vermektedir: “Bu özel bir durum”.

Ev ortamlarında da tuvalet ve banyo kullanımlarının özel olduğu belirtilmelidir.

Aynı zamanda “SOSYAL DAVRANIŞ BECERİSİ” üzerinde durulmalı ve çocukların öfke refleksleri ve hayır deme becerileri köreltilmemelidir. Çocukların rahatsız olduğu durumlara öfke göstermesinin doğal olduğu fark edilmeli ve rahatsız olduğu durumlara tepki göstermesine saygı duyulmalıdır. Tıpkı bizlerin istediği gibi!

Belki de aklınıza “zaten bunları öğrenecek nasıl olsa, şimdi bunları yapmanın ne anlamı var?” gibi sorular gelebilir. Muhakkak çoğu çocuk bunu yaşantılarla birlikte öğrenecektir fakat unutmamalıyız ki aile ortamında yaşanmışlıklar ve öğretiler çocukların ileriki dönemlerinde onların davranışlarını şekillendirmektedir; çünkü aile ortamı çocukların sosyal hayata hazırlandığı sahne arkasıdır. Daha sağlıklı, daha bilinçli çocuklar yetiştirebilmek ümidiyle…